7 Su Formülü

Yazar: Erdem Gürsoy - 8 Şubat 2008 - Kategori: Sağlık

Su, bir yudum sağlık aslında… Ve bu sağlık deposu hepimizin elinin altında mevcut. İçindeki mineraller sayesinde pek çok rahatsızlığa iyi geliyor. Suyun nimetlerinden faydalanmak için kendi kendinize yapabileceğiniz uygulamalar da var: İşte 7 sağlık sorunu için öneriler.

Su yaşam kaynağımız… Sağlıklı ve zinde bir yaşam sürmek için tüm doktorların tavsiyesi bol bol su içmemiz. Ancak suyun faydalarından yararlanmak için içmek dışında da yapabileceğimiz şeyler var… Sıcak ve soğuk su kullanarak yapabileceğimiz özel terapiler, bazı rahatsızlıkların üstesinden gelmemize de yardımcı olabilir. Tansiyon düşüklüğü, sırt ve baş ağrıları, regl sancıları bu rahatsızlıklardan bazıları…. Bunun için size gerekense sadece biraz su!

DÜŞÜK TANSİYON
Düşük tansiyon sorununun hakkından gelmek için kan dolaşımını hızlandırmak gerekiyor. İşte bunun için bir önerİ: İki kovaya ihtiyacınız olacak. Birini 36-38 derece arasında suyla, diğerini ise mümkün olduğu kadar soğuk suyla doldurun. İkini kovadaki su ne kadar soğuk olursa o kadar iyi unutmayın. Önce 5 dakika boyunca kollarınızı tamamen sıcak kovaya sokun. Sonra 10-20 saniye soğuk suya daldırın. Bütün bu işlemi baştan sona bir kez daha tekrarlayın. Suyu kollarınızdan akıtın ama kurulamayın. Şimdi olduğunuz yerde hafif koşu yapın. Tekrar ısınana kadar hareket etmelisiniz.

SIRT AĞRILARI İÇİN
Gerginlikler, duruş bozuklukları sırt ağrılarına sebep olabiliyor. İşte bundan kurtulmak için iyi bir öneri:
Tek başınıza da yapabilirsiniz belki ama partnerinizden yardım istemek işinizi kolaylaştıracak. Küvetin içine koyacağınız bir tabureye dik biçimde oturun ve duşu açın. Suyu sırtınıza gelecek biçimde ayarlayın. Sıcaklık önceleri 33 derece olabilir. Sonra yavaş yavaş artırın. 42 dereceye kadar çıkabilirsiniz. Süre, 5-10 dakika olmalı. Cildinizdeki kan dolaşımı iyice hızlanmalı. Bunu derinizin pembeleşmiş görüntüsünden anlayabilirsiniz. Daha sonra kurulanın ve yarım saat yatakta dinlenin. Bacaklarınızın altına yastıktan bir yükselti koyarsanız daha da rahat edersiniz. Bunu her gün tekrarlayabilirsiniz.

SOĞUK ALGINLIĞI BAŞLANGICI
Sesiniz gitmiş, boğazınız batıyor, gözleriniz yaşarmaya başladı. Soğukalgınlığının ilk belirtileri… Hemen ayaklarınıza sıcak su banyosu yapmalısınız. Çünkü büyük ihtimalle üşütmek üzeresiniz. Sıcak su hem ayaklarınıza iyi gelecek hem de virüslerin vücudunuza yerleşmesini önleyecek.
Kovayı 33 derece sıcaklıkta suyla doldurun. Bacaklarınızı dizlerinize kadar içine daldırın. 15-20 dakika boyunca 39 derecede, daha sonra 42 derecede tutun. Daha sonra kurulayın ve 15-30 dakika kadar yatakta dinlenin. Bu süreci soğukalgınlığı belirtileri kaybolana dek her akşam aksatmadan uygulayın.

REGL SANCISI İÇİN
Regl sancılarında sıcak-nemli bir bezi direkt deriye temas ettirmek dokuya ve organlarınıza iyi gelecek.
Çok kolay ve kullanışlı bir tarif veriyoruz sizlere. Sekiz kez katladığınız bir keten bezi kaynar suya koyun. Daha sonra üzerine bir havlu sarın ve sıkın. Bu işlemi dikkatlice yapın ve kontrol edin; deriniz yanmasın. Sonra bu havlu yumağını karnınıza koyun. Üzerine yün bir bezi iyice sarın. Böylece kalabildiğiniz sürece kalın. Bu işlem diğer karın kramplarına ve ağrılara da iyi gelecek.

SİNİRLİYSENİZ
Bütün gününüz inanılmaz stresli geçti. O halde hemen küveti sıcak suyla doldurup girin.
Sinirlilik halini gidermenin en iyi yolu sıcak suyla dolu bir küvet! Böylece damarlarınız genişleyecek, kan akışınız yoluna girecek ve bedeniniz sakinleşecek. Suyun dinginleştirici etkisi beyninize de iyi gelecek. Küveti dörtte üç oranında sıcak suyla doldurun. En az 10, en çok 15 dakika küvette kalın. Suyun içine damlatacağınız birkaç damla lavanta esansı daha da iyi gevşemenizi sağlayacak. Şimdi yavaşça kalkın. Ilık suyla bir kez daha duş alın ve kurulanıp en az 20 dakika karanlık bir odada uzanın.

BAŞ AĞRISI İÇİN
Ağrı kesiciler mutlaka işe yarar ama yüzünüze soğuk bir duş yapmak hem yan etkisiz hem de oldukça etkili.
Soğuk su başınızdaki gerginliği alacak. Duş başlığını öyle bir ayarlayın ki, bolca su gelsin. Eğer olmuyorsa duşun kafasını çıkarın. Hortum kısmından daha çok su gelir böylece. Şimdi omzunuza bir havlu alın ve küvete eğilin. Soğuk suyu önce alnınızdan sonra yüzünüzün sol tarafından akıtın. Aşağı yukarı hareketlerle sağa ve sola doğru işlemi devam ettirin. Son olarak soğuk suyla yüzünüzde 3 kez dairesel hareket yapın. Bu işlem migrene de iyi geliyor.

UYKU BOZUKLUKLARI
Yün ve keten çoraplarla ıslak çorap terapisini mutlaka deneyin.
Bunun için dizin bir karış altında biten bir çift keten çoraba ihtiyacınız olacak. Bir çift de yünlü çoraba. Önce ketenli çoraplarınızı soğuk suya daldırın. İyice sıkın ve sıcak ayaklarınızın üzerine giyin! Bunun üzerine yünlü çorabınızı geçirin. Bu ıslak çoraplarla mümkün olabildiğince kalın.

Sıcak suyun içine girmek ve kendinizi tamamen suya bırakmak rahatlamanın en muhteşem yolu. Bu işlem ayrıca, regl öncesi yaşanan PMS sendromuna karşı da etkili.

Çiğköfte Sevenler Dikkat

Yazar: Erdem Gürsoy - 8 Şubat 2008 - Kategori: Sağlık

Harran Üniversitesi (HRÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Süda Tekin Koruk, çiğ et yoluyla bulaşabilen “Toksoplazma hastalığı”ndan korunmak için, çiğ köftede kullanılan etin dondurulduktan sonra kullanılması gerektiğini söyledi.

Yrd. Doç. Dr. Koruk, yaptığı açıklamada, Şanlıurfa’nın yöresel yemeklerinden çiğ köftenin, bölgede her yaş grubunca çokça tüketildiğini belirtti.
Çiğ köftenin yapılışı sırasında hijyenik koşulların çok önemli olduğunu anlatan Yrd. Doç. Dr. Koruk, yemeği yapan kişinin elinin temiz olması, köfte malzemelerinin sağlıklı koşullarda hazırlanması gerektiğini vurguladı.

Ancak bölgede üretilen isotun (kırmızı biber) yol kenarlarında veya evlerin damlarında sağlıklı olmayan koşullarda, nemli poşetlerde bırakılarak kurutulmasının küf oluşmasına neden olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Koruk, söz konusu koşullarda yapılan isotun çok fazla tüketildiğini aktardı.

Bunun dışında köftede kullanılan yeşilliğin temiz suyla iyice yıkanması, bulgurun sağlıklı olmasına dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Yrd. Doç. Dr. Koruk, çiğ köfte denilince akla gelen ilk unsurun çiğ et olduğunu belirtti.

Bölgede çokça tüketilen çiğ köftede kullanılan etin vücutta parazitlere neden olabildiğini aktaran Yrd. Doç. Dr. Koruk, bundan ötürü bölgedeki çocuklara bakıldığında yeterince gelişemediğini, kansızlık ve bağırsak parazitlerine sık rastlanılabildiğini söyledi.

Yrd. Doç. Dr. Koruk, “Etin içindeki parazitler, ancak etin pişirilmesiyle ortadan kalkabilir. Bunun dışında hiçbir yöntem paraziti yok etmez. Bölgedeki vatandaşlara etin pişilerek köfteye konulması konusunda önerilerimiz oldu. Ancak, vatandaşlar (köftenin özelliğinin bozulacağı) endişesiyle önerimize sıcak bakmıyorlar” dedi.

TOKSOPLAZMA HASTALIĞI

Etin ancak pişirilmesiyle parazitlerden arınacağını, çiğ etin parazit yapmasının yanı sıra “toksoplazma” denilen, kedi, köpek ve çiğ et yoluyla insana bulaşan enfeksiyon hastalığına neden olduğunu anlatan Koruk, şunları kaydetti:

“Hastalık, hafif kas ve eklem ağrıları, halsizlik, yorgunluk, lenf düğümlerinde şişlik gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Bazı kişiler kendiliğinden bu hastalığı atlatabilir. Bazen hastalar lenf bezlerindeki şişlik nedeniyle bize geldiklerinde toksoplazma olduğunu ortaya çıkarabiliyoruz. Bu hastalık hamileler için büyük bir risk. Toksoplazma hastası hamile birinin doğacak çocuğunda görme, sarılık ve zeka geriliği gibi sorunlar yaşanabilir. Bölgede de çiğ etle yapılan çiğ köfte yeme alışkanlığı çok fazla, bundan ötürü hastalığa yakalanma oranı da fazla olabilir. Çiğ köfte etini, eksi 20 derecede dondurduktan sonra kullanmak, çiğ etle bulaşabilen toksoplazma hastalığından korunmamazı sağlayabilir. Çünkü bu şekilde etin içindeki parazitlerin ölmesini sağlayabiliriz. Ancak en güvenli ve sağlıklı yöntem etin pişirilerek tüketilmesidir.”

1 milyar Kişi Sigara Kurbanı Olacak

Yazar: Erdem Gürsoy - 8 Şubat 2008 - Kategori: Sağlık

  Dünya Sağlık Örgütü dünyada 20. yüzyılda 100 milyon insanın ‘’sigara salgını” yüzünden öldüğünü, eğer önlem alınmazsa bu rakamın 21. yüzyılda 1 milyara çıkabileceğini açıkladı Sağlık örgütünün ilk kez yayınladığı ”Küresel Sigara Salgını-2008” adlı raporda, Türkiye dünyada sigaranın en fazla içildiği 10 ülke arasına girdi.
  Dünya Sağlık Örgütü Raporu’nda hükümetler, sigara salgınını önlemek ve sigara kullanımının azalmasını sağlamak için acil ve kararlı önlemler almaya çağrıldı.
  Hükümetlerin her yıl sigaradan aldıkları verginin miktarının 200 milyar dolardan fazla olduğu kaydedilen raporda, hükümetlerin bu vergi gelirinin binde 2’sinden bile azını sigara kullanılmasının azaltılması için çeşitli programlar geliştirme yolunda kullandıkları belirtildi.
  Raporda tüm ülkeler özellikle gençlerin sigara kullanmaya başlamalarını önleme, sigara kullananları bırakmaya teşvik etme ve sigara içmeyenlerin sigara dumanına maruz kalmalarını önleme için aldıkları önlemleri artırmaya davet ediliyor.
  Rapor bu amaçla hükümetlere ”Sigara Kullanımının Kontrol Altına Alınması” başlığı altında 6 önlemi hayata geçirmelerini tavsiye ediyor.
  Raporda bu önlemler ”hem sigaranın, hem de sigaradan alınan verginin arttırılması; sigara reklamlarının ve sigara kullanımın özendirilmesinin yasaklanması; insanların sigara dumanından korunması; sigaranın zararları konusunda bilinç oluşturulması; sigarayı bırakmak isteyenlere yardım edilmesi ve sigara kullanımının yakından takip edilmesi” olarak sıralanıyor.
  Rapora göre dünyada sigara kullanan insanların neredeyse üçte ikisi aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 10 ülkede yaşıyor.
  Bu ülkelerin başında Çin ve Hindistan gelirken Endonezya, Rusya, ABD, Japonya, Brezilya, Bangladeş Almanya ve Türkiye ilk 10 ülke arasında.
  Sigara kullanımının özellikle düşük gelirli ülkeler arasında arttığı belirtilen raporda, her yıl bu ülkelerde yaşayan milyonlarca insanın sigara bağımlısı haline geldiği belirtiliyor.

Acı Biber Uyutmuyor…

Yazar: Erdem Gürsoy - 6 Şubat 2008 - Kategori: Sağlık

Fasulye, brokoli, karnabahar, çikolata gibi yiyecekler, bazı baharatlar… Uzmanlar uyku düşmanı besinleri açıkladı. Bir başka araştırma ise tiryakilerin derin uykuya dalamadıklarını ortaya çıkardı

“UYKU sağlıklı yaşam için şart. 6 ila 8 saatlik iyi bir uyku sadece gözlerinizin parlamasına, cildinizin gerilmesine zihninizin açılmasına neden olmaz aynı zamanda sizi 3 yaş genç gösterir” diyen uzmanlar, uyku kaçıran yiyecekleri sıralayıp bunlardan sakınılmasını istedi. İşte o besinler:
# Baharatlar: Sarmısak, acı biber ve öteki baharatlar mide yanması yapabilir.
# Büyük porsiyon: Çok yemeğin sindirimi saatler sürer. Bu nedenle akşam değil öğlen yemeklerinde büyük porsiyon tercih edilmeli.
# Gaz depoları: Fasulye, brokoli, karnabahar, Brüksel lahanası gibi gaz yapan sebzeler akşamları tüketilmemeli.
# Hız ayarı: Lokmalar birbiri ardına hızlı bir şekilde yutulmamalı, bu sırada mideye bolca hava dolar. Bu da şişkinlik yapar.
# Alkol: Önce uyuşturur ancak sonra uyku düzenini tamamen bozar.
# Kahve: Kafein vücutta 12 saat boyunca kalır. Uyku sorununuz varsa çay, çikolata, kola ve öteki kafein içeren içeceklerden uzak durmalısınız.

Marlboro Kobayı Türkler

Yazar: Erdem Gürsoy - 4 Şubat 2008 - Kategori: Sağlık

Marlboro, yeni ürettiği ‘hızlı içimli ama yoğun’ sigaralarını test etmek için Türk halkını kobay gibi kullanmayı seçti. Sonuç olumlu olursa, yasak uygulayan 50 ülkede piyasaya sürülecek.

Amerikan sigara devi Philip Morris şirketi, sigara yasakları nedeniyle hızla sigara içebilmek için sokağa çıkmak zorunda kalanlara yönelik tüm dünyada “Yoğun Marlboro”yu piyasaya sürmeye hazırlanıyor. Ancak sigara önce Türkiye’de deneniyor. Türkiye’de 4.25 YTL’den satılan bu Marlboro sigaralar 7.2 cm. uzunluğunda. 8.5 cm. olan normal Marlboro’dan daha kısa olmasına rağmen nikotin yoğunluğu aynı. Yeni ‘kompakt sigara’ Türkiye’deki testlerden olumlu sonuç alırsa, satılmasını yasaklayan 50 ülkere de piyasaya sürülebilecek.

İNGİLİZ GAZETESİ YAZDI

Haberi İngiltere’nin prestijli gazetelerinden The Sunday Times duyurdu. Gazete dünkü baskısında, “Philip Morris’in normal Marlboro sigaralarından daha kısa ancak aynı yoğunluktaki kompakt sigarasını Türkiye’de test ettiğini” yazdı. Gerçekten de şirketin “Marlboro Intense” (Marlboro Yoğun) adlı yeni ürünü yaklaşık bir aydır piyasada. The Sunday Times, halka açık yerlerde sigara içmeyi yasaklayan ülkelerin sayısının 50’yi geçtiğine dikkat çekerek Philip Morris’in “sigara yasağı çağı”na uygun yeni sigarasıyla dikkat çektiğini belirtti. Gazete “daha kısa ve yoğunluktaki yeni ürünü, sigara içmek için sokağa çıkmak durumunda kalan tiryakilerin çekici bulacağını” yazdı.

AKARCALI: TÜRKİYE 40 YILDIR KOBAY

Avrupa’nın birçok yerinde kapalı alanda sigara içilmesinin yasak olması nedeniyle Marlboro’nun geliştirdiği “yoğun sigara” formülünde Türkiye’yi kobay olarak kullanmasına tepki geldi.

Eski Sağlık Bakanı Bülent Akarcalı, Türkiye’nin sigara şirketleri tarafından “kobay” olarak kullanılmasının yeni bir durum olmadığını ifade etti. Akarcalı, “Marlboro’nun diğer sigaralarında SOS denilen bir madde var ve içerisinde uyuşturucu olabileceği bile belirtiliyor. Bunun kullanılma amacının ise bağımlılık yaptığı söyleniyor. Bu bağımlılık yapan SOS’un Türkiye’ye ithalatını denetim içine alacak ya da içinde neler olduğunu araştıracak bir çalışma dahi yok. Bunu devlet düşünmediği gibi üniversitelerimiz dahi düşünmemişler” dedi. Akarcalı, Türkiye’de sigara şirketlerine karşın Maliye ve Sağlık Bakanlığı’nın korumacı davrandığına dikkat çekerek, “Türkiye zaten 40 yıldır bu tür şeylerin kobayı olarak kullanılıyor. Gümrüğün kontrolünde dahi değiller. Sigara söz konusu olunca devlet buharlaşıp gidiyor, görevliler de üç maymunu oynuyor” dedi.

YEŞİLAY: AZ GELİŞMİŞ ÜLKE OLMANIN SONUCU

Yeşilay Genel Başkanı Necati Özfatura gelişmiş ülkelerde sigara içiminin azalırken az gelişmiş ülkelerde sürekli arttığına işaret ederek, “Türkiye de bunlardan biri. Marlboro’nun pazar için Türkiye’yi seçmesi çok doğal. Türkiye sigara pazarında dünyada 7’nci pazar niteliğinde. Türkiye’de erkeklerin yüzde 60’ı kadınların yüzde 30’u hala sigara içiyor. Son 20 yılda Türkiye’de sigara içim yüzde 85 oranında arttı. Kapalı yerlerde sigara içmesini yasaklayan yasanın bu oranı düşüreceğine inanıyorum” dedi. Özfatura, yasağın pasif içicileri korumak amaçlı yapıldığına da dikkat çekti.

SSV: MORRİS’İN BİR OYUNU

Sigarayla Savaşanlar Vakfı(SSV) Başkanı Kıyas Güngör de söz konusu durumu “Morris’in bir oyunu” olarak niteledi. Philip Morris’in geri kalmış ülkelere el attığının altını çizerken, “Türkiye de iyi bir pazar, genç bir pazar. Jelatini ve reklam taktiği ile özendirici oluyorlar. Türkiye’deki yasaklar caydırıcı oldukça Türkiye pazarındaki kuvvetini yitirmemek için yeni taktikler geliştiriyorlar” dedi. Güngör, Marlboro’nun yeni sigarasını üretme amacının da Türkiye’de olduğu gibi diğer ülkelerde de gelirini artırmak için olduğunu söyledi.

Sakızdaki ‘Sorbitol’ Maddesi Kilo Kaybına Neden Oluyor

Yazar: Erdem Gürsoy - 11 Ocak 2008 - Kategori: Sağlık

Özellikle sakızda bulunan bir tatlandırıcı olan sorbitol maddesinin, önemli ölçüde ishale ve kilo kaybına yol açtığı bildirildi.
Berlin Charite Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü’nden doktorların, güçlü ishal ve bağırsak yakınmalarıyla hastaneye gelen 2 hastayı tetkik ettikleri belirtildi. Bu hastalardan biri olan 21 yaşındaki bir kadının, 8 ay boyunca karın ağrısı ve ishalden yakınması olduğu, 11 kilo yitirdiği ve hastaneye geldiğinde 41 kilonun altında olduğu, diğer hastanın ise 1 yılda 22 kilo yitiren 46 yaşındaki bir erkek olduğu kaydedildi.
Her iki hastada yapılan tetkiklerin normal göründüğü, ancak dışkılarında yüksek oranda sodyum ve potasyum saptandığı ifade edildi.
Daha sonra bu kişilerin beslenmelerini inceleyen doktorlar, kadının günde 18-20 grama eşdeğer miktarda sorbitol tükettiği (bir sakızda 1.25 gram sorbitol bulunuyor), erkeğin ise günde yaklaşık 20 şekersiz sakız çiğnediği ve yaklaşık 200 gram tatlandırıcılı şekerleme tükettiğini saptadılar. Erkeğin tüketiminin yaklaşık 30 gram sorbitole denk geldiği kaydedildi.
Bu biçimdeki beslenmeye son verilmesiyle söz konusu belirtilerin kısa sürede kesildiği belirtildi.
Bu iki hastada olduğu gibi yüksek dozda sorbitol tüketiminin beslenmeyle ilgili ciddi risklere neden olabileceği kaydedildi.

Sinek Lavraları Şifa Oluyor!

Yazar: Erdem Gürsoy - 7 Ocak 2008 - Kategori: Sağlık

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı tarafından geliştirilen TÜBİTAK destekli uygulamayla, insan vücudundaki kronik yaralar “yeşil et sineği larvası” ile tedavi edilebiliyor.

Proje sorumlusu Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erdal Polat, proje fikrinin, Prof. Dr. Kosta Mumcuoğlu tarafından 2004 yılında Cumhuriyet Üniversitesi ve İsrail’deki Hubrew Üniversitesinde tıptaki önemli böceklerle ilgili verdiği seminere katılması, bu tedavi sistemi hakkında bilgi edinmesiyle ortaya çıktığını söyledi.

Polat, yöntemin, “Türkiye’de ilk olma özelliği taşıdığını” dile getirerek, tedavinin daha çok, yarası olan diyabetik hastalarda uygulandığını, aynı zamanda hiçbir antibiyotiğe cevap vermeyen yaralarda kullanılabildiğini bildirdi.

Erdal Polat, hastalar arasında 5 yıldır yara tedavisi gören, ancak yaraları iyileşmeyen hastalar bulunduğunu ifade ederek, “Hiçbir şeyden sonuç almamış hastalar, bize müracaat ediyor en son aşamada. Ya ayağı kesilecek, ya yaralı olan kısım alınacak. Bunu yapmadan önce deneyebileceğimiz bir tedavi yöntemi bu” dedi.

SAĞLIKLI DOKUYA ZARAR VERİLMİYOR

Polat, larvanın, tamamıyla yara üzerindeki ölü dokuyu temizlediğini ve bundan sonra da yaranın hızlı bir şekilde iyileştiğini anlattı. Tedavinin uygulanışı ile ilgili de bilgi veren Polat, larvaları yara üzerine 24 saat süreyle uyguladıklarını, ölü dokunun tamamıyla temizlenmemesi durumunda aynı işlemi tekrarladıklarını kaydetti.

Erdal Polat, plastik cerrahların larva işlemi gören yarayı daha kolay temizleyebildiğini de dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tedavinin en önemli noktası, hastanın burada yatma sorunu yok, Tedavi süresi kısa ve hemen hemen masrafı yok denecek kadar az. Diğer bir özelliği, doğal bir tedavi yöntemidir. Uygulanan kişi üzerinde yan etkisi yok. Oysa en iyi antibiyotiğin bile insanlar üzerinde yan etkisi var.” Polat, şu ana kadar tedaviyi uyguladıkları 15 kişide iyi sonuçlar aldıklarını belirtti.

LARVALAR İSRAİL’DEN

“Yeşil et sineği larvalarını” 2007 yılının Şubat ayında İsrail’den getirdiklerini ifade eden Polat, ilk etapta yetişkin sineklerden aldıkları yumurtaları steril ettikten sonra 30 derecelik üretim dolaplarına kaldırdıklarını söyledi.

Polat, 14-15 saat sonra yumurtalardan larvaların çıktığını belirterek, bunlar arasından steril olanları yaralara uyguladıklarını dile getirdi. Polat, bu tedavi yöntemini dünyada 5-6 ülkenin uygulandığını belirterek, tedaviyi kullanmaya başlayan ilk ülkelerden birinin İsrail olduğunu söyledi.


Powered by Gürsoy Tasarım
Copyright © 2008 Arsin İlçesi Tanıtım ve Paylaşım Portalı. All rights reserved.
eXTReMe Tracker