Mehteran
Yazar: Erdem Gürsoy - 2 Ocak 2008 - Kategori: TarihMEHTER
Osmanlılar’da, askerî musukiyi icra eden topluluÄŸa verilen isim. Farsça’da mihter olarak geçen mehter kelimesi, ekber (en büyük), âzam (pek ulu) mânâsında bir ism-i tafdildir. Türkçeye bu kelimenin ArapçalaÅŸtırılmış ÅŸekillerinden mehter, çoÄŸulu olarak da mehterân yerleÅŸmiÅŸtir.
Mehter, bölüklere ayrılır, aynı çalgı aletini çalanlar, alemdarlar birer bölük teÅŸkil ederlerdi. Her bölüğün “aÄŸa” tabir edilen bir âmiri bulunurdu. Davulcubaşına ise “baÅŸ mehter aÄŸa” denirdi. Ayrıca bir de Mehterbaşı vardı. İkinci bir mehterbaşı daha vardır ki, bundan ayrı olup, Saray Çadırcılarının başıdır. Mehter teÅŸkilatı, “emir âlem”e tabiydi.
Selçuklu Sultanı İkinci Gıyaseddin Mesud’un 1284 yılında Osman Gazi’ye gönderdiÄŸi bir fermanla kendisine, EskiÅŸehir’den YeniÅŸehir’e kadar bütün Söğüt bölgesi ve havalisi sancak olarak verildi. Fermanla birlikte Osman Gazi’ye emirlik alemeti olan “tuÄŸ”, “âlem”, “tabi” ve “nakkare” de gönderilmiÅŸti. Ferman, Osman Gazi’ye EskiÅŸehir’de bir ikindi vakti takdim edildi. Osman Gazi ayakta durarak nevbet vurdurdu (çaldırdı). Fatih Sultan Mehmed Han zamanına kadar nevbet vurulurken padiÅŸahların ayakta dinlemesi âdetti.
Mehter teÅŸkilatına baÄŸlı iki türlü mehterhane vardı. Biri resmi teÅŸkilata baÄŸlı olan calici mehterler, diÄŸerleri esnaf mehterleriydi. Resmi mehter, padiÅŸah mehteriydi ki, buna “mehterhane-i tabl-i âlem-i hassa” denirdi. Sonraları, mehter sadece padiÅŸah ve orduya ait olmaktan çıktı. Her vezir dairesinde bir mehterhane bulundurulması âdet oldu.
Fatih devrindeki mehterhanede dokuz zilsen (zil çalan), dokuz nakkâzen (kadûm çalan), dokuz boruzen (boru çalan), dokuz tablzen (davul çalan), dokuz çavuÅŸ ve bir iç oÄŸlan vardı. Altmışdört kiÅŸilik mehterhane takımına “dokuz kat mehter” adı verilirdi. PadiÅŸahın mehterleri oniki kat olurdu. Oniki kat mehterhanede her çalgıdan onikiÅŸer adet bulunurdu. PadiÅŸah sefere çıktığı zaman mehter takımı oniki misline çıkarılırdı. Sefer ve harp esnasında padiÅŸah mehterhanesi, saltanat sancaklarının altında durup, nevbet vururdu. Bundan baÅŸka ikindi vakti, otaÄŸ -ı hümâyûn önünde nevbet vurmak âdetti.
Hükümdar mehterleri beş vakit vururlardı. Bundan başka padişah cüluslarında, kılıç alaylarında, harplerde zafer haberi geldiği zaman ve arife divanlarında nevbet vurulurdu.
Mehterler, harp meydanlarında gece karanlığında bile ordugâh nöbetçilerinin uyumaması için devamlı çalar ve aynı zamanda da “yektir Allah,” diye bağırırlardı. Harp esnasında ise, padiÅŸahın veya seraskerin yanında durup, harp boyunca askerin cesaretini arttırmak ve düşmana dehÅŸet vermek için çalardı.
Vezir mehterhaneleri, ikindi ve yatsı namazları kılındıktan sonra olmak üzere, günde iki defa vururdu. Bunlardan birincisi akÅŸam yemeÄŸinin ikincisi de uykunun iÅŸaretini verirdi. Sivil mehterler, kendilerine mahsus nevbet yerlerinde yatsı namazından sonra ve sabahleyin nevbet vururlardı. Eski zamanlarda öğle yemeÄŸi, “KuÅŸluk” namıyla öğle namazından evvel, akÅŸam yemeÄŸinde ikindi namazından sonra yenilir ve yatsı namazından sonra uykuya yatılırdı.
Mehterhane, her ikindi vakti baÅŸları, içoÄŸlan baÅŸ çavuÅŸunun yahut muadili olanın, “vakt-i sürür ve safa mehterbaşı hey!., hey!” suretindeki nidası (çağırması) üzerine, mehterbaşı aÄŸa elinde zurna olduÄŸu halde bandoya piÅŸrev (önder) olarak Vezirin, Yeniçeri aÄŸası dairesinde ise aÄŸanın oturduÄŸu arz odasının önüne gelir, temenna eylerdi. Bu sırada evvelce “vakt-i sürür ve safa” diye bağırmış olan başçavuÅŸ veya muadili; “Eshab-ı hacât ve arzuhal sahipleri var mı?” diye sorardı. Arzuhal sunmak isteyenlerin arzuhallerini alıp vezire yahut Yeniçeri aÄŸasına verirdi. Bu iÅŸ bitince heyet bir daire teÅŸkil ederek çalmaya baÅŸlardı. Dua ile de merasime son verilir ve çalanlar birer temenna ile çekilirlerdi.
Mehter Duası:
Allah Allah, Celilii’l-cebbâar, Muinü’s-settâr Hâliku’l-leyli ve’n-Nehâr, lâyezâl, zü’l-celâl, birdir Allah! Ânın birliÄŸine. Resul ü Enbiyâ Peygamberimiz Cenâb-ı Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa (bütün efrâd elleri göğsünde olmak üzere rükûa gelir gibi eÄŸilirler, padiÅŸah geldiÄŸi zaman ise sadece baÅŸ eÄŸer, daha fazla eÄŸilmezler) Âl-i evlâd-ı Resul-ü Mücteba imdâd-ı ruhâniyetine! Pîrân, mürÅŸidin, aşıkîn, kur’agerîn, vasilin, hamele-i Kur’ân, güzeÅŸtegân, ehl-i imân ervahına, avni inayetine! Halifetü’l-İslâm es-sultân İbni’s-Sultan bil-cümle İslâmın nevât ve seâdet ve selâmetine, pirler, erenler, üçler, yediler, kırklar, göçenler, demine devrânına “Hû” diyelim “Huuu” denildikten sonra; bütün mehter takımı, davul ve zilleri ÅŸiddetli vurarak dokuz defa “Hû” çekerlerdi. Sonunda da üç defa kös vururlardı.
Mehterin kendine has bir yürüyüşü vardır. Üç adımda bir durur, yarım saÄŸa ve yarım sola dönerdi.Yürüyüş esnasında mehter efradı, hep bir ağızdan, “Rahim Allah, Kerîm Allah” derlerdi.
Mehter takımının yürüyüş nizamında merasime iÅŸtirak ÅŸu sıraya göre tertip edilirdi. Önde çorbacıbaşı unvanını taşıyan ve başında “üsküf bulunan mehterân bölüğü komutam, onun arkasında sol tarafta zırhlı muhafızı ile birlikte yeÅŸil sancak, ortada istiklâl alâmeti olan ak sancak, saÄŸ baÅŸta ise zırhlı muhafızı ile birlikte kırmızı sancak bulunurdu. Sancakların arkasında ise üçerli koldan üç sıra hâlinde dizilmiÅŸ dokuz tuÄŸ gelirdi. SaÄŸ tarafta kırmızı sancağın arkasında ise. Yeniçeriler tarafından taşınan “hücum tuÄŸu” yer alırdı.
Tuğlardan sonra ortada mehterbaşı bulunurdu. Mehterbaşından. sonra ise sıra ile; mehterin iki katı adedince çevgenler (okuyucular), zurnazenler, boruzenler, nekkareler, zil-zenler ve davul çalanlar gelmekteydi. En arkada ise bir at sırtında taşınan kös bulunmaktaydı.
Mehter Harp Duası (Harp Gülbankı):
Euzubillâh, Euzubillâh… Hûda’ya şükr-i bîhad, lâi-lâhe illallah! El-melikü’1-Hakku’l-mülân! Muhammedü’r -Resulullah, Sadıkü’l-Va’dül emin! İnnâ Fetahnâ leke fethan mübinâ ve yensurekallâhu nasran azîzâ! Ey padiÅŸah-ı halifetullah, el-islâmu aleyke avnullah! Sensin haris-ı dîn-i mübîn, harîs-i Åžeriatullah! UÄŸrun açık olsun ey PadiÅŸahım Emr-i ikbâlin mecid! Hûda kılıcını keskin eylesin, nur-ı ÅŸan satvetine gün gibi medît! Rûh-ı pâk-ı Fahr-i âlemi hoÅŸnut etsin, Hak gazay-ı ekberin etsin mübarek ve saîd…
Takımın içinden evvelce seçilmiÅŸ dik ve güzel sesli biri tiz perdeden: “Nasrunminallahi ve fethün karîb. Ve beÅŸÅŸiri’l-mü’ mın’ın” âyetini okur. Üç defa “Allah” diyecek kadar dururdu. Sonra bütün âletlerle beraber davullar ve kösler hafif vurarak ve devamlı teramole yaptığı sırada hep bir ağızdan “Allah Allah” deyince susarlar, gülbank devam ederdi.
“Eli kan, kılıcı kan, sinesi üryan, ciÄŸeri püryân. Meydan-ı ÅŸehadette Allah yoluna revân. Gazay-ı şühedâya Cemal-i Hak görünür ayan. Kahrımız, gazabımız düşmana ziyan!
Ya Rahman! Denilerek eyyam-ı âdiye gülbankin-deki “Resul-i Enbiya” kısmına geçilir ve aynı ÅŸekilde “Hu diyelim Hu!” diyerek bitirildi.
Sonra, bazen “Yektir Allah”, bazen de “Ya Fettâh” diye haykırırlar ve baÅŸ eÄŸerek geriye döner ve dağılırlardı.
Mehter konserleri “Vakt-i sürûr-u sefa”:
Mehterân daire seklinde nevbet nizâmını teşkil ederler, nekkarezenlerin oturup, diğerlerinin ayakta durma-sıyla da hilâl görünümü verirlerdi. Kösler hilâlin orta ilerisine konurdu. İçoğlan başçavuşu, mehter faslı başlamadan önce daireden çıkarak ortaya gelir ye:
“Vakt-i sürûr-u sefa, Mehterbaşı AÄŸa! Hey! Hey!” diye bağırırdı. Bu sırada hazır bulunanların dikkatlerini çekmek için nakkarelerle, sofyan usûlünde üç tempo atılırdı. Nakkareler çalarken de, mehterbaşı AÄŸa mehterin önüne gelir:
“Merhaba ey mehterân!” der ve saÄŸ elini göğsüne koyarak mehteri selâmlardı. Mehterân da hep beraber saÄŸ ellerini göğüsleri üzerine koyarak koro hâlinde:
“Merhaba, Mehterbaşı AÄŸa!” diyerek karşılık verirlerdi. Daha sonra Mehterbaşı AÄŸa:
“Hasduuur!” diyerek çalınacak makamı ve eserin adını söylerdi. (Meselâ: “Der fasl-ı Acem âşirân, cihâd-ı Ekber MarÅŸ” derdi.) Hemen arkasından:
“Haydi y’Allah!” diyerek mehteri icraya geçirirdi.
Nevbet bitince mehter gülbankı (duası) okunur ve fasl sona ererdi.
Mehterin Avrupa’ya tesiri: Avrupalılarca, onsekizinci asırdan itibaren “Yeniçeri müziÄŸi” diye adlandırılan müzik; evvela, benimsenmiÅŸ, bilahare Polonya, sonra Avusturya ve daha sonraları bütün Avrupa’da onların tabiri ile Yeniçeri bandoları kurulmuÅŸtur.
Bestekâr Mozart ve Hayd da, mehter musikîsinin tesirinde kalarak, meÅŸhur bestelerini meydana getirmiÅŸlerdir. Alman besteci Beethoven, “Büyük Senfoni”sinin son bölümünü, mehterin kös, davul ve zurnasıyla seslendirmiÅŸtir. Beethoven, “Türk marşı”nı mehterin bir cenk havasından adapte etti. Avusturyalı bestekâr Mozart’ın “Türk Marşı”, Türk askerlerinin “Allah Allah” nidalarının, nakarat olarak tekrarından müteÅŸekkildir. Viyana Kraliyet Orkestra Åžefi Gluck bu yıllarda, sarayda verdiÄŸi konserlerinde, repertuvarına mehter bestelerini almış ve orkestrasında çaldırmıştır. Alman bestekâr Wagner, bir mehter konserini dinlerken heyecanlanmış, kendisini tutamayarak “İşte musikî buna derler!” demiÅŸtir.
Mehter musikîsi gibi, mehter teÅŸkilâtı da Avrupa’ya tesir etti. Onsekizinci yüzyıl içinde önce Avusturyalılar, sonra Prusyalılar, daha sonra da Ruslar, Almanlar ve Fransızlar mehter teÅŸkilâtına benzer mızıka takımlarını kurdular.
Osmanlı Devleti’nin ömrü boyunca, gittikçe mükemmelleÅŸen mehter, Yeniçeri ocağının laÄŸvı ile beraber yerini “Mızıka-i Hümayuna” bıraktı.
Günümüzde Mehter:
Mehter, 1911′de Ahmed Muhtar PaÅŸa tarafından “Mehterhâne-i Hâkâni” adiyle yeniden kuruldu. 1914′ de kuruluÅŸ tamamlandı. Birinci Dünya Harbinde BaÅŸkumandan Vekili Enver PaÅŸa’nın emriyle teÅŸkilât, orduya tamim edildi. İstiklâl Harbi’nde de mehterhane hizmet verdi. Cumhuriyetin ilanından sonra, Millî Savunma Bakanı, mehteri saltanat alâmeti sayarak laÄŸvetti. 1950′den sonra, Genelkurmay BaÅŸkanı Nuri Yamut’un direktif ve desteÄŸiyle mehterin yeniden tesisi çalışmaları baÅŸladı. 1953′de yeniden tesis edildi; Daha sonraları çeÅŸitli okul, dernek ve kuruluÅŸlarda mehter takımları kurdular. 12 Eylül 1980 Harekâtından sonra, yalnız Genelkurmay BaÅŸkanlığı Harp Dairesi Askerî Müze Müdürlüğü bünyesindeki mehteran bölüğü, faaliyetine devam etmektedir. İstanbul’daki Askeri Müze’de Pazartesi, Salı hariç, haftanın diÄŸer günlerinde saat 15.00-16.00 arasında mehterbaşının idaresinde bir saat çalmaktadır. Bilhassa turistler ve meraklılar büyük alâka göstermektedirler.
Mehter’in BaÅŸlaması Mehter Nevbet vuracağı zaman Mehter takımı Hilâl ÅŸeklini alır, Nakkarezenler oturup diÄŸerleri ayakta dururdu. Kösler Hilâlin orta ilerilerine yerleÅŸtirilirlerdi. ıç oÄŸlan BaÅŸ çavuÅŸu Mehter fasla baÅŸlamadan önce dâireden çıkarak ortaya gelir ve : Vakt-i sürû-u sefâ , Mehterbaşı AÄŸa , Hey Hey diye bağırırdı.Bu sırada hazır bulunanların dikkatini çekmek için nakkarelerle Sofiyar usûlünde üç tempo atılırdı. Nakkareler çalarken de Mehterbaşı AÄŸa Mehterin önüne gelir Merhaba Ey Mehteran der ve saÄŸ elini göğsüne koyarak mehteri selamlardı. Mehteran da hep bir ağızdan Koro halinde saÄŸ ellerini göğüsleri üzerine koyarak Merhaba Mehterbaşı AÄŸa diyerek karşılık verirlerdi. Daha sonra Mehter başı AÄŸa : Hasduuur diyerek çalınacak marşın adını söylerdi. Meselâ : Der fasl-ı Acem aÅŸiran, Cihâd-ı Ekber Marşı gibi. Hemen arkasından Haydi Ya Allah diyerek mehteri icraya geçirirdi. Nevbet bitince Mehter Gülbankı (Duâsı) okunur ve fasıl sona ererdi.
Mehter Makamları Savas muziginin yani sira halk muzigi ve eglence muzigi eserlerini de iceren bir repertuari vardir Mehter’in. Kullanilan makamlar, Turk muziginde kullanilanlarla aynidir ve toplam 25 tanedir.
Mehteranın bulunduğu yere , duruma , zamana göre değişik usûl ve makamlarda çalınan marşları bulundu. Bunların başlıcaları şunlardır.
Büyük hafif, Nakış revâni, Yarım ahlatî, Perişan Değişme, Kısm-ı sakil, Murabbâ Ahlatî, Halilevî Kalenderî, Peşrev Türkî, Sakil çerber, Küçük hafif, Devr-i hindî, Karabatak, Ezgi, Sofiyen, Semâî, Ceng-i Harbî, Zamm-ı devir, Saf
Mütad zamanların dışında ; padişah cülüslarında , kılıç alaylarında , zafer haberi geldiği zamanlarda , arife dîvanlarında , düğünlerde , şehzâde ve sultanın doğumu gibi hallerde mehterhanelerin Nevbet vurması kanundu.
Yorum Yok »
Son Yorumlar