İzmir’in Kavakları

Yazar: Erdem Gürsoy - 2 Ocak 2008 - Kategori: Müzik

Yöre:Ödemiş Çakıcı Efe Ege Bölgesinde halkın dilinde dilden dile efsaneleşen bir kahramandır. Osmanlı’nın son zamanlarında devlet iradesinin iyiden iyiye kaybolduğu yıllarda (1800-1900) halk kendi kahramanlarını, kendi kurtarıcılarını çıkarmıştır. Kimileri bu boşluktan yararlanarak zalimlikler yapmışlar kimileri de adalet dağıtan güçlü yürekli halk kahramanı olmuşlar. Bu devirde Ege Bölgesinde’de Efelik çok meşhurmuş. Çakıcı Efe de İzmir, Denizli, Aydın civarında hüküm sürmüş bir Efe’dir. O zamanlarda yaşadığı bölgede o kadar güçlenmiş ki Osmanlı ile egemen olduğu bölge konusunda resmi anlaşma yolları bile aramıştır. Çakıcı çoğu zaman dağlarda, kimi zamanda halkın yanına inerek zalimi durdurmuş, adalet dağıtmış, zenginden alıp fakir vermiştir. Bu sebeple halkın gönlünde de taht kurmuştur. Cesur hareketleriyle halkın gözüne girmiştir. Kimi zamanda düşmanla işbirliği yaptığı söylentisi çıkmışsa da halk onu hep sevmiş ona yapılan bu türküyle ismi ölümsüzleşmiştir. SÖZLERİ İzmir’in kavakları, Dökülür yaprakları. Bize de derler Çakıcı. Yar fidan boylum Yakarız konakları. Servim senden uzun yok, Yaprağında gözüm yok. Kamalı aa zeybek vuruldu. Yar fidan boylum Çakıcı’ya sözüm yok. Anonim

İzmirin kavakları
Dökülür yaprakları
Bize de derler çakıcı
Yar fidan boylum
Yıkarız konakları

Selvim senden uzun yok
Yaprağında üzüm yok
Gamalıda zeybek vuruldu
Yar fidan boylum
Çakıcıya sözüm yok

Kesik Çayır Biçilir Mi?

Yazar: Erdem Gürsoy - 2 Ocak 2008 - Kategori: Müzik

Meram baÄŸları, Meram çayırları tanıktır, böylesi yiÄŸit her anaya kısmet olmaz. İnadına mertti, inadına yiÄŸit, inadına yağızdı. Konya’nın valisi o yıl Meram’da otururdu hep. Meram o zamanlar da en saygıdeÄŸer yeriydi ÅŸehrin, Mevlevi dedeleri Meram’daydı, çelebiler hepten Meram’daydı. Ve Vali paÅŸanın yâveri, genç yâveri Meram’dan çok az inerdi Konya’ya. Bütün oralar bu genç adamı, o da bütün oraları tanırdı, iyi tanırdı. Yâver, fesini sola doÄŸru devirdi. Güz demiydi. Serindi ama o yanıyordu. Korkmuyordu. Oysa Kocamış bir gece yollara düşmüştü “Dutlu”dan Meram’a doÄŸru, akÅŸam namazından sonra. Korkmuyordu. “Sırtıma sepken yağıyor.” “Yanuben yorgun gelirim.” demiÅŸ elin oÄŸlu zamanında. Yâver iÅŸte bu hâl idi. Konya severdi bu delikanlıyı; O da Konya’yı. Ama Konya’dan daha çok sevdiÄŸi bir ÅŸey bir kiÅŸi, bir hatun kiÅŸi vardı. Meram’a ilk zamanlar sık gelirdi. Aslı Konaya’lı deÄŸildi. SevdiceÄŸi bir Mevlevî çelebisinin kızıydı. Düşünün, Allah etmesin dile düşerlerse ötesi yoktu bu iÅŸin. Allah etmesin dile düşerlerse, Musalla mezarlığında selviler hüzzam makamından bir ÅŸarkıyla baÅŸlayıverirlerdi. Allah etmesin, gençti. Konya’nın delikanlısı zaten pek hayır okumuyordu adının üstüne. Allah etmesin. Ama yine de kotkmuyordu iÅŸte. SevdiceÄŸi bir Mevlevî çelebisinin kızıydı. Gelirken- giderken bir ÅŸeyler olmuÅŸtu. Bir ÅŸeyler olmuÅŸtu çünkü. Loraslarından kalkan ebabil kuÅŸları, kanatlarında “Günaydınlar” getirdilerdi bir gün. Ebabil kuÅŸlarının gözleri kahverengiydi, sol ellerinin üstünde bir “Ben” vardı ebabil kuÅŸlarının. Bu gece onunla buluÅŸacaktı. İlk buluÅŸmaları deÄŸildi bu şüphesiz. Ama Meram’ın o ördekbaşı ve ÅŸili çayırları o “incecik” çayırları tanık olsun ki en mutlusuna gidiyordu buluÅŸmalarının. Yâver fesini sol yana devirdi ve bıyıklarını burdu. Eli-ayağı yanıyor gibiydi. Kerpiç duvarı aÅŸmıya çalıştı. Ceketi tozlandı, aldırmadı, hemen şöyle silkiverdi eliyle, ince çayırlar ayağına dolaÅŸtılar aldırmadı. Çelebi kızı, Zerdalinin altına vardı. Gözleri apaydınlıktı, kahverengiydi. Yâver yanına gelince, oturuverirdi çayırların üstüne. Yâver o cesaretsiz elleriyle çelebi kızın elini tutacak oldu, edemedi. Oturdu. Konya pul pul dirildi gözbebeklerine. Yalnız Konya deÄŸil dünyalar onundu. Anasını hatırladı, bir zaman sonra, memleketini hatırladı, sonra kalkıp gitmek istedi, niye istedi bilmem, gidemedi.Oturdu. Derken efendim sekiz iklimden ipil ipil bir batı rüzgarının seranadı baÅŸladı. Kız konuÅŸuyordu. Çelebi kızı. Derken efendim, Dere tarafından bir bülbülü vurdular, ne hacetti, kız konuÅŸuyordu, yâver öldü öldü dirildi. KonuÅŸtular. Kızın elleri yâverin ellerinde serindi. Uzun uzun konuÅŸtular. AÅŸktı bu dost. Sevgiydi. Ne Konya vardı önlerinde, ne zerdali aÄŸaçları, Ne Meram, ne paÅŸa, ne çayırlar ve ne de sekiz taraflarından sekiz kara binayla onları gözetleyen sekiz Konya uÅŸağı. Derken efendim, yâver “Haydi hoşçakalasız” diyecekti, diyemedi. Derken efendim sekiz karabina sekiz kurÅŸun kuÅŸtu yâverin suratına. Derken efendim, yâver “gidem” dedi, gidemedi. Önce sallandı saÄŸ ayağının üzerinde üç kez. Sonra sa yanına devrildi. Kıpırdayamadı bile. Sekiz Konya delikanlısı için sanki bir ÅŸey olmamıştı. Dere yöresine doÄŸru “Konyalı” yı çağıraraktan yürüdüler. Sabah yakındı. Çelebi kızı ölü sevgilinin üstüne eÄŸildi. Öylece kaldı. Gün ışığında ölü yâveri ve çelebi kızını “incecik” çayırların üstünde buldular. PaÅŸa, vali paÅŸa, yâverin anasına yanık künyesini gönderdi yarıntesi günü. “İnce çayır biçilir mi Sular ayaz içilir mi Bana yardan vaz geç derler Yâr tat’lolur geçilir mi” Sonra arkasından, mezar taşı olsun garibin diye bu türküyü yakıverdiler. “İnce çayır biçilir mi?” Biçtiler bile. “Aman ben yandım, paÅŸam ben yandım, Ellerin köyünde vuruldum kaldım.” Kaynak: Kamil UÄžURLU Bir Konya Türküsünün DoÄŸuÅŸ Hikayesi Türk Folklor AraÅŸtırmaları-Kasım 1963

“İnce çayır biçilir mi
Sular ayaz içilir mi
Bana yardan vaz geç derler
Yâr tat’lolur geçilir mi”

“Aman ben yandım, paÅŸam ben yandım,
Ellerin köyünde vuruldum kaldım.”

Ormancı

Yazar: Erdem Gürsoy - 2 Ocak 2008 - Kategori: Müzik

Gevenes Köyü’nde 1922 yılında dünyaya gelen Mustafa Åžahbudak, aÄŸa çocuÄŸudur. Köy Muhtarı Tevfik Cezayirli, Mustafa’nın en yakın arkadaşıdır. Bu ikili her akÅŸam köy kahvesinde ”dama” maçı düzenler, iddialı ve dostça yapılan bu karşılaÅŸmalar, kahvehanedekiler tarafından ilgi ile izlenir. 1946 yılının bir Temmuz gününde, Mustafa Åžahbudak ve Muhtar Tevfik Cezayirli, yine dama tahtasının başına otururlar. Oyunun yarısında ”Sarı Memet” lakaplı Orman Memuru Mehmet İn, çıkagelir. Mehmet, sarhoÅŸtur. Bir gün önce, komÅŸu olan Çiftlik Köyü’nde yangın çıkmıştır. 1946 seçimlerinin evrakı YataÄŸan’a gönderilecektir. Seçim evrakını YataÄŸan’a, köy bekçisinin götürmesi zorunludur. Ormancı ise, yangın evrakının bir an önce ilçeye götürülmesi için bekçiyi muhtardan ister. Muhtar Cezayirli, ”Olmaz, daha acil olan seçim sonuçlarının ulaÅŸtırılması gerekiyor. Bekçiyi gönderemem” diye cevap verir. Bunun üzerine ormancı ile muhtar arasında tartışma baÅŸlar. Muhtar Tevfik Cezayirli, ”Ayıp ediyorsun Mehmet, bize müsaade et” der. Ormancı kahveye geri döner, dama masasını bir yumruk atar. Mustafa Åžahbudak, bu davranışa tahammül edemez ve ormancıyı tokatlar. Olayın büyüyeceÄŸini anlayan köylüler, ormancıyı sakinleÅŸmesi için kahvenin arka tarafına götürürler. Ormancı bağırarak küfürler savurmaktadır. Küfürler Mustafa Åžahbudak’ın tahammül sınırını daha da zorlar. Åžahbudak, yerinden kalkar, ormancının üzerine yürür. Ormancı Mehmet, kamasını çıkarıp Mustafa Åžahbudak’ı kolundan yaralar. O zaman, Mustafa Åžahbudak ormancıyı korkutmak için, belindeki tabancayı çıkarır, yere doÄŸru ateÅŸ eder. Muhtar, ormancının ikinci kez kama vurmaması için elini tutar. Fakat, Mustafa tetiÄŸi çoktan çekmiÅŸtir… Ormancı Mehmet İn, bunun üzerine kaçmaya baÅŸlar. Mustafa Åžahbudak kaçmasın diye, bir el daha ateÅŸ eder. Bu ateÅŸ de öldürmek için deÄŸil, kaçmasına engel olmak içindir. İkinci atışta Mehmet İn, yere düşer. Arka cebinde tabaka olduÄŸu için, ona bir ÅŸey olmaz. Ama, Mustafa Åžahbudak, kaza kurÅŸunu ile dostu Tevfik’i vurmuÅŸtur. O günlerin imkansızlıkları içerisinde Tevfik’i, tahta bir sal üzerinde köyden 23 kilometre uzaklıktaki MuÄŸla Devlet Hastanesi’ne götürürler. Tevfik, çok kan kaybetmektedir. Mustafa, Doktor Veli Bey’e, ”Babamın selamı var, bu adamı iyileÅŸtir” diye yalvarır. Doktor Veli Bey, ”O ölecek, önce senin kolunu saralım” diye yanıt verir. O sırada Tevfik eliyle iÅŸaret edip Mustafa’yı yanına çağırarak, ”Ben ölüyorum, hakkını helal et” dedikten sonra can verir. Yıllardır her ÅŸeyi unutmaya çalışan Mustafa’ya bir gün arkadaÅŸları, Tahir Usta adında bir deÄŸirmenciden bahsederler. Bu deÄŸirmenci, annesinin akrabasıdır. DeÄŸirmenci Tahir Usta aynı zamanda türkü de bestelemektedir. Gevenes Köyü’nde yaÅŸanan bu acı olay, Tahir Usta tarafından bestelenmiÅŸtir. Düğünlerde okunan, herkesin diline düşen türkü, ORMANCI’dır…

Çıktım Belen Kahvesi’ne baktım ovaya, baktım ovaya,
Bay Mustafa çağırdı, dama oynamaya,
Ormancı da gelir gelmez, yıkar masayı, yıkar masayı,
Söz dinlemez ormancı, çekmiş kafayı.

Aman ormancı, canım ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.

Köyümüzün ortasında, değirmen döner, değirmen döner,
Değirmenin suları, dağından iner,
Ormancıya atılan kurÅŸun, Tevfik’e döner, Tevfik’e döner,
Tevfik’in feryatları, yürekler deler.

Aman ormancı, canım ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.

Köyümüzün suları da hoştur içmeye, hoştur içmeye,
Üstünde köprüsü var, gelip geçmeye,
Tevfik’imi vurdular, hiç mi hiç yere, hiç mi hiç yere,
Yazık ettin ormancı, köyün iki gencine.

Aman ormancı, canım ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

Ah Bir AtaÅŸ Ver

Yazar: Erdem Gürsoy - 2 Ocak 2008 - Kategori: Müzik

Çanakkale Boğazı, Nağra Burnu açıkları 4 Nisan 1953, Saat 02:15 Uzun ve yorucu bir seferden dönen Dumlupınar denizaltısı, Nağra Burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabuland şilebi ile Çarpıştı. Sessiz, soğuk ve bulanıktı gece. Başından aldığı şiddetli darbe ile Dumlupınar birkaç saniye içinde sulara gömüldü. Gemideki 81 kişilik mürettebattan sağ kalan 22 kişi, geminin arka bölümündeki torpido dairesine sığındı. Mahsur kalanların su yüzüne fırlattıkları telefon şamandırasıyla gemi ile irtibat sağlandı. Sağ kalan 22 kişiyi kurtarmak için herkes seferber oldu. Bu arada oksijeni idareli kullanmaları için, gereksiz yere konuşmamaları, şarkı türkü söylememeleri ve sigara içmemeleri konusunda uyarılar yapıldı. Ancak saatler süren kurtarma çalışmalarının sonunda, umutların tükendiği anda karanlıkta bekleyen 22 kişiye, her şey yine aynı sözcüklerle anlatıldı; konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve hatta sigara bile içebilirler. şamandıradaki telefon hattının öbür ucundan, tüm Türkiye, denizaltıda tevekkülle ölüme yapılan hüzünlü ama başı dik türküsünü dinledi. Çetin Bozalan İzmir

Ah bir ataş ver cigaramı yakayım
Sen sallan gel ben boyuna bakayım

Uzun olur gemilerin direÄŸi
Ah çatal olur efelerin yüreği
Yanık olur anaların yüreği

Vur ataşı gavur sinem ko yansın
Arkadaşlar uykulardan uyansın

Uzun olur gemilerin direÄŸi
Ah çatal olur efelerin yüreği
Yanık olur anaların yüreği


Copyright © 2008 Arsin İlçesi Tanıtım ve Paylaşım Portalı. All rights reserved.
eXTReMe Tracker