Bu Dünyadan Bir Yavuz Selim Geçti
Yazar: Erdem Gürsoy - 2 Ocak 2008 - Kategori: TarihOsmanlı ordusu Mısır seferine giderken haliyle bağlık - bahçelik yerlerden geçiliyordu. Salkım üzümler, olgunlaşmış elmalar, armutlar ve daha türlü türlü meyvalar vardı.
Ordu Gebze yakınlarında konakladığı zaman, Yavuz Sultan Selim,’in içine bir şüphe düştü:
- “Acaba askerim sahibinden izinsiz üzüm ve elma koparmış olabilir mi?” diye düşünüyordu. Hemen Yeniçeri AÄŸası’nı çağırdı ve durumun araÅŸtırılmasını emretti.
Heybeler - torbalar araştırıldı, iyice soruldu ama, asker üzerinde hiç bir iz bulunamadı. Yeniçeri Ağası gelip durumu söylediğinde Padişah rahatlamıştı. El açıp dua etti:
“Ey Allah’ım!.. Bana haram yemeyen bir ordu ihsan ettiÄŸin için Sana şükürler olsun.”
Sonra Yeniçeri AÄŸası’na dönüp ÅŸunları söyledi:
“EÄŸer askerlerim içinde bir tek kimse sahibinden izinsiz bir meyve koparıp yese idi, Mısır seferinden vazgeçerdim. Çünkü hay aÄŸa, haram yiten bir ordu ile beldelerin fethi mümkün olamaz!..”
*****
Mısır seferine gidilirken ordunun korkunç Sina Çölü’nden geçmesi gerekiyordu. Kum fırtınalarının etrafı kasıp kavurduÄŸu, gündüzleri dayanılmaz sıcaklara sahne olurken geceleri dondurucu soÄŸukları davet eden bu çölü dünya- da hiç bir ordu geçememiÅŸti. Yavuz Sultan Selim ordusuna moral verici sözler söyledikten sonra atını çöle sürdü.
Herkes yanındaki suyu idareli kullanıyor, namazlar teyemmüm yapılarak kılınıyordu. Yolculuk böyle sürüp giderken Yavuz Sultan Selim’in bir ara atından indiÄŸi ve saygılı bir halde yaya olarak yürüdüğü görüldü. Herkes ÅŸaşırmıştı ama, kimse sebebini soramıyordu. PadiÅŸahın hiç yanından ayırmadığı Hasan Can durumu öğrenmekte gecikmedi. PadiÅŸah O’na ÅŸunları söylemiÅŸti:
“İki cihan sultanı Peygamber Efendimiz önümüzde yaya olarak yürürlerken biz nasıl at üstünde olabiliriz Hasan Can?”
*****
Mısır’ın fethinden sonra esir Memluk kumandanlarından Kayıtbay Yavuz Sultan Selim’in huzuruna getirilmiÅŸti. Aralarında şöyle bir konuÅŸma geçti:
“- Söyle bakalım Kayıtbay, cesaret ve kahramanlığın ne iÅŸe yaradı?”
“- Cesaret ve kahramanlığım hâlâ var ey Sultan! Yalnız, bize ne yaptıysa ordunuzdaki toplar yaptı!”
“- Anlamadım!..”
“- Berberilerden biri, Venedik’ten top getirerek bize satmak istemiÅŸti de, Peygamberimizin, “ok ve kılıç kullanın” ÅŸeklindeki emrine aykırıdır diye satın almamıştık. O satıcı bize, “YaÅŸayan görecektir ki, memleketiniz top yüzünden elinizden çıkacaktır” demiÅŸti. MeÄŸer doÄŸruyu söylemiÅŸmiÅŸ!”
“- Din kaidelerine böylesine baÄŸlı idiniz de, Allah’ın, “Düşmanın silahına aynı silahla karşılık veriniz” emrine neden uymadınız? Bilmez misiniz ki, “Ok ve kılıç kullanın” demek “BaÅŸka silah kullanmayın” demek deÄŸildir. O zaman o silahlar varmış, ÅŸimdi de bu silahlar var!”
Kayıtbay başını önüne eğdi ve sustu.
*****
1517 yılında kazanılan Ridaniye zaferinden sonra kutsal topraklarda huzuru saÄŸlayan Yavuz Sultan Selim ordusuyla birlikte İstanbul’a dönüyordu.
Yolculuk sırasında, İbn-i Kemal adıyla tanınan Anadolu Kazaskeri ve ünlü bilgin Kemal PaÅŸazade’nin atının ayağından sıçrayan çamurlar PadiÅŸah’ın kaftanını kirletti.
Kemal Paşazade mahçup oldu, korktu ve ne diyeceğini şaşırdı.
O’nun bu halini gören PadiÅŸah tebessümlü bakışlarla süzdükten sonra şöyle teselli etti:
“Senin gibi bir bilginin atının ayağından sıçrayan çamur benim için ÅŸereftir. Vasiyetimdir ki, öldüğüm zaman bu kaftan bu haliyle sandukamın üzerine konsun!”
Padişahın sırtından çıkardığı kaftanın çamurları temizlenmedi, öylece saklandı ve vasiyetine uygun olarak ölümünden sonra sandukasının üzerine örtüldü.
*****
İki yıl iki ay süren Mısır seferi sonra ermiÅŸ; bugünkü İsrail, Suriye, Lübnan, Ürdün, Mısır, Sudan, Cezayir ve Yemen devletlerinin bulunduÄŸu topraklarının tamamı ile Suudi Arabistanla’la Libya’nın bir kısmı Osmanlı hakimiyetine girmiÅŸ, halifelik Mısır Abbasilerinden Türklere geçmiÅŸ, Türk toprakları iki mislinden daha fazla büyümüştü.
Åžimdi, bütün bu iÅŸleri baÅŸaran kahraman İstanbul’a dönüyordu. Üstelik O, artık yalnızca bir PadiÅŸah deÄŸil, bütün müslümanların halifesi idi. İstanbul halkı yediden yetmiÅŸe yollara dökülmüş düğün - bayram ediyor, PadiÅŸahlarını en güzel biçimde karşılamanın hazırlıklarını yapıyordu.
O büyük kahraman durumun farkındaydı ama alkışlardan, tezahürattan sıkılıp utanacağını düşünüyor, İstanbul’a sessiz sedasız girebilmenin yollarını arıyordu.
Nihayet, yanına aldığı birkaç kiÅŸi ile birlikte tebdili kıyafet ederek Anadolu yakasından kayığa bindi ve gece vakti Topkapı Sarayı’na giriverdi.
Ertesi gün ÅŸaÅŸalı bir tören için yollara dökülenler, PadiÅŸah’ın sarayda olduÄŸunu öğrenince hayretler içinde kaldılar ve ne yapacaklarını ÅŸaşırdılar.
*****
Kutsal toprakların huzuru kavuşturulması için düzenlenen bu sefer sırasında götürülen para yetmediği için bir bezirgandan borç alınmıştı. Defterdar, bezirgana teşekkür ettikten sonra bir arzusunun olup olmadığını sordu ve şu cevabı aldı:
“- VerdiÄŸim altmış bin altını istemem; hazineye kalsın. Yalnız, bunun yerine oÄŸluma günde iki akçe ile orduda cebecilik verilsin!”
Defterdar bezirganın bu isteğini Padişaha iletince Yavuz Sultan Selim öfkelendi ve şöyle haykırdı:
“- Böyle kanunsuz bir teklif getirdiÄŸin için seni ve o bezirganı katlederdim ama, el - alem, ‘Mekke ve Medine fatihi olan Sultan Selim bir bezirganın malına tamah ettiÄŸi için bezirganı ve defterdarını öldürttü’ derler. Bundan kaçınırım. Tek elden bezieganın parasını verin ve bana bir daha böyle kanuna uymaz iÅŸler getirmeyin!”
Bütün bunlardan sonra, “Hey gidi koca Yavuz bey!” demekten kendimizi alamıyor; bir vesileyle yazdığımız sözü tekrar ediyoruz: “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana kıssalar da hisseler de az!..”
*****
“Her nefis ölümü tadacaktır” ilahi hükmünce Yavuz Sultan Selim Han’n ölüm anı da gelip çattı. PadiÅŸah olalı daha sekiz yıl olmuÅŸtu, gençti devleti -milleti ve İslam alemi için büyük idealleri vardı ama, ölüm ferman dinlemiyordu.
Kemak PaÅŸazade çok sevdiÄŸi PadiÅŸahı için bir mersiye yazmıştı. Bu alim kiÅŸi, O’nu ve kısa saltanat dönemine sığdırdığı büyük iÅŸleri şöyle tasvir ediyordu:
Åžems-i asr idi, asrda ÅŸemsin
Zıllı memdüd olur, zamanı kasir
Tâc ü tahtıyle fahreder beyler
Fahrederdi ânınla tâc ü serir
Yani, Kemal PaÅŸazade Tavuz’u hem asrın (yüzyılın) güneÅŸi olarak görüyor, hem de ikindi vaktinde gölgesi uzun ama ömrü kısa olan ikindi güneÅŸine benzetiyor. Bütün beyler tac ve tahtlarıyla övünürlerken tac ve tahtın Yavuz Sultan Selim’le övündüğünü dile getiriyor.
Ve, Yavuz Sultan Selim’in naaşı, Mısır seferinden dönüşte Kemal PaÅŸazade’nin atının ayağından sıçrayan çamurla leke olan kaftana sarılıp defnedildi.
Son Yorumlar